Mübadil Cevdet Gümüşsoyun Acı Anıları“Bir gün Jerveni’ye Türkiye’den Rumlar geldi. Kış başlamıştı. Anladık o zaman bir şeyler olacağını.Rumlarla altı ay beraber oturduk. Bu altı ay içinde aramızda münakaşalar çıktı, kavgalar oldu. Onlarla mahkemelik olduk.Yaz gelince göç başladı. Kâh at sırtında, kâh at arabalarıyla Jerveni’nden Sorovic İstasyonu’na gittik.Trenle Selanik Limanı’na vardık. Limanda bize aşı yaptılar. Selanik’te 15 gün geminin gelmesini bekledik. Geminin adı Gülcemal’di. Gülcemal İzmir’in Urla İlçesi’ne yanaştı. Üç dört gün Urla’da kaldık.Urla’dan tekrar gemiye bindik. Mersin’e ulaştık. At arabalarıyla gittiğimiz Tarsus’un Yenice İstasyonu’ndan trenle yola çıktık. Tren Ulukışla’da arızalandı. At arabalarıyla perişan durumda Niğde’ye ulaştık. Bir ay çadırlarda kaldık Niğde’de. Bir aydan sonra yine at arabalarıyla Ürgüp’ün Sinasos (Mustafapaşa) Kasabası’na geldik.1924 yılının Eylül ayının ilk günleriydi. Evlere yerleştik. Beş on gün kaldık. Bize, ‘yukarıda Cemilköy var, oraya gitmek ister misiniz?’ diye sordular. Babalarımız kabul etti. Akrabalarımız Sinasos’da kaldı.Yolculuğumuz neredeyse üç ay sürdü. Köyden 120 kişi o zor şartlara dayanamayarak yollarda öldü. Küçük kardeşim Abidin de yolculuğa dayanamadı ve Niğde’de öldü. Karada ölenleri, öldükleri yere defnettik. Vapurda ölen bazı çocukları kaptana söylemeyip sakladılar. Ölen bebeleri anneleri sanki emziriyormuş gibi göğüslerinde tutarak sakladı. Onları da karaya çıkınca gömdük. Çok perişanlık çekildi, çok.”
Açlıktan ağladılar
Cevdet Gümüşsoy ve ailesi, Jerveni’den yola çıktıktan sonra kırıla kırıla gelerek yerleştikleri Cemilkköy’de bu kez de açlıkla karşılaşmış.
“Evlere girdik, sıçan düşese başı yarılır.” diyen Gümüşsoy şunları anlattı:
“Yiyecek bir lokma ekmek yok. Büyüklerimiz Ürgüp’e gitti zahire almaya. Biz evde bir sedirde babaannem Fevziye ve ağabeyim; bir sedirde de annem ve ben yatıyoruz. Dördümüz de açız. Babaannem bir sedirde ağlar ‘açım’ diye, ben bir sedirde. Nihayet babam eve gelebildi. Annem alel acele ekmek yaptı. Mis kokulu sıcacık ekmeği yavan yiyerek karnımızı doyurduk. Buraya gelince açlık da dahil ne çileler çektik bir bilsen. Bir de ilk zamanlar Cemilköy’ün yerli halkı tarafından hor görüldük. Cemilköy mübadeleden önce yarısı Türk yarısı Rum bir köymüş.Bir gün baktık, yerlilerin ileri gelenlerinden biri halkı toplamış ‘Macırlara yüz vermeyin. Bunlar cehennem olup gidecek. Rumların malları bize kalacak’ diye nutuk atıyor. Memleketten ayrılırken bir kadın babaanneme, ‘bize bir isim takılacak ki; o isim kıyamete kadar silinmeyecek’ demiş. Şimdi bize macır diyorlar. Cemilköy halkıyla birbirimizi tanımamız uzun zaman aldı. Aramızda çok kavgalar çıktı. Bizimkilerin gözü biraz karaydı. Yıldırdık yerlileri. Anlaşmamız uzun sürdü. Şimdi birbirimizden kız alıp veriyoruz. Mübadil olmak bizi mahvetti. Jerveni’de ayrıldığımıza annem, babam çok üzülmüştü. Kolay mı malını mülkünü, tarihini geride bırakmak. Memleketimi, doğduğum yeni görmek istiyorum. Eğer memlekete gidebilirsem önce doğduğum evi görmek isterdim.”
http://www.haberbu.com/haber/Kirila-kirila-geldiler/2687